1 $ = 1,52 TL
1 € = 1,94 TL
Zeki Müren (d. 6 Aralık 1931, Bursa - ö. 27 Eylül 1996, İzmir), Türk bestekar, ses sanatçısı ve oyuncu. Makedonya Üsküp'ten Bursa'ya göç etmiş bir ailede dünyaya gelmiştir. Sanat Güneşi ve Paşa olarak da anılan Müren, Türk sanat müziğinin en büyük isimlerinden kabul edilir.Öğrenim hayatı ve müzikle tanışması
Resmi doğum tarihi 1931 yılı olsa da, Zeki Müren 1933 yılında doğmuştur.[kaynak belirtilmeli] O yıllarda ortaokula 12 yaşında başlanabildiği için ortaokula erken gidebilmek için yaşını büyütmek durumunda kalmıştır. Bursa'da başladığı orta öğrenimini İstanbul'da Boğaziçi Lisesi'nde tamamladı. İstanbul'da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pekçok kez sergiledi.
Zeki Müren, Bursa'da tamburi İzzet Gerçeker'den aldığı solfej ve usül dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949'da, Boğaziçi Lisesi'nde okurken Agopos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir Alyanak'ın babası) ile udi Kirkor'dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü. Daha sonra fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli'den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan'dan, Sadi Işılay'dan, Kadri Şençalar'dan yararlandı.
1950'de sınavla İstanbul radyosu'na girdi. İstanbul radyosunda 1951'de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak okumaya başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi. Alışılmış kalıpları zorlayan elbiseleri ve sahne davranışı ile halkın ilgisini sürekli olarak üstünde tutmayı başardı.
Zeki Müren 600'ü aşkın plak ve kaset doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar'ın "Bir muhabbet kuşu" güfteli şarkısıdır. Müren 1955'te "Manolyam" adlı şarkısıyla Türkiye'de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü'nü[1] kazandı.
1958 yılında yedek subay olarak İstanbul Ordu Temsil Bürosu'nda askerliğini yaptı.
Beste çalışmaları
İki yüz dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği "Zehretme hayatı bana cânânım" mısrasıyla başlayan acemkürdi şarkı bestelediği ilk şarkıdır. "Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu" (suzinâk), "Manolyam" (kürdilihicazkâr), "Bir demet yasemen" (nihavend), "Gözlerinin içine başka hayal girmesin" (nihavend) güfteli şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır. Müren bu şarkıları plaklara da okumuştur. Maksim Gazinosu sahnelerinde aralıksız 11 yıl Behiye Aksoy ile dönüşümlü olarak sahne almıştır.
Oyunculuk kariyeri
Zeki Müren 1954'te Beklenen Şarkı adlı filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticari başarı kazanan bu filmden sonra şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği on sekiz filmde daha oynadı. 1955'te de Arena Tiyatrosu'nca sahneye koyulan Çay ve Sempati adlı oyunda da baş roldeki oyuncuydu. Ayrıca 'Bıldırcın Yağmuru' isimli bir şiir kitabı da vardır.
Rahatsızlığı ve vefatı
Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı yüzünden 1980'den sonra sahne hayatından ve musikiden uzaklaştı. Bodrum'daki evine kapandı, münzevi bir hayat yaşadı. 24 Eylül 1996 Salı günü, TRT İzmir Televizyonu'nda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Cenazesi görülmemiş bir halk kalabalığının katılmasıyla büyük bir törenle kaldırıldı. Mezarı, doğum yeri olan Bursa'da Emirsultan Mezarlığı'ndadır.
Vasiyetinde mirasının en büyük bölümünü Mehmetçik Vakfı'na bıraktı.
Sadettin Kaynak (d. 1895, İstanbul - ö. 3 Şubat 1961, İstanbul), klasik Türk müziği bestecisi.
Ali Alâaddin Efendi'nin oğludur. 1895 yılında İstanbul'un Taşkasap semtinde doğmuştur. Sesinin güzelliği nedeniyle genç yaşta hafız olmuştur. Öğretmenleri; Hafız Melek Efendi, Kasımpaşa Küçükpiyale Cami İmamı Hafız Cemal Efendi, Neyzen Emin Dede ve Muallim Kâzım Uz'dur. Dinî müzik ile din dışı müziği birlikte yürütmüş; ilk bestesi olan hüzzam şarkısı "Hicran-ı Elem"i 1926 yılında yazmıştır. İlk Türkçe ezanı da seslendiren Saadettin Kaynak'tır.
Müzik eğitimini İstanbul Üniversitesi'nde tamamlamış ve daha sonra Güney Doğu Anadolu'da yerel müzikler üzerine araştırmalar yapmıştır. 1940-1950 yılları arasında seksenin üzerinde film müziği bestelemiştir. 1955 yılında felç geçirmiş; 3 Şubat 1961 tarihinde İstanbul'da Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde ölmüştür. Merkez Efendi Mezarlığı'nda gömülüdür.42 ayrı makamda yazdığı 330 kadar eseri bulunmaktadır
Eserlerinden Bazıları
Gönül Nedir Bilene Gönül Veresim Gelir - Nihavent
Leyla Bir Özge Candır - Segâh
Niçin Baktın Bana Öyle - Uşşak
Yadeller Aldı Beni - Hicaz
Çile Bülbülüm Çile - Muhayyer
Ben Güzele Güzel Demem - Mahur
Gönlüm Seher Yeli Gibi- Hüzzam
Benim Yârim Gelişinden Bellidir - Hicaz
Tel Tel Taradım - Hicaz
Kara Bulutları Kaldır Aradan - Karcığar
Muhabbet Bağına Girdim Bu Gece - Hicaz
Dertliyim Ruhuma Hicranını - Segâh/Nihavent
İncecikten Bir Kar Yağar - Segâh
Enginde Yavaş Yavaş - Hicaz
Gönlümün İçindedir Gözden Irak Sevgili - Hicaz
Leylakların Hayali - Hüzzam
Bir Rüzgardır Gelir Geçer Sanmıştım - Segâh
Ela Gözlerine Kurban Olduğum -
Yanık Ömer - Hüseyni ( Atatürk 'ün en sevdiği türkülerden )
Avni Anıl (23 Nisan 1928, İstanbul - 14 Haziran 2008, İzmir), Türk sanat müziği bestecisi.
Selimiye'deki Ondokuzuncu İlkokulu bitirdi, Paşakapısı Ortaokulu ve Haydarpaşa Lisesi'nde okudu. Askerlik sonrası Polis Enstitüsü'ne girdi. 1955 yılında polislikten ayrıldı ve gazeteciliğe başladı. Üç yıl Akşam gazetesinin sanat sayfasını yönetti. 1955-1967 yılları arsında İstanbul Radyosu'nun haber servisinde çalıştı. 1967 yılında "Anıl Yayın Ajansı"nı kurdu, Dünya gazetesinin sanat sayfasını yönetti. "Musıkî ve Nota" dergisini çıkardı. "Musıkî Sözlüğü" adı altında dört ciltlik eserinde müzik tarihi için önemli hatıralar yayımladı.
1998 yılında Kültür Bakanlığınca verilen Devlet Sanatçısı unvanını aldı.
14 Haziran 2008 günü İzmir'deki evinde, seksen yaşında vefat etti.Bestelerinden bazıları
Rüya gibi uçan yıllar, az biraz durun durun biraz
Dilşâd olacak diye kaç yıl avuttu felek
Sevmiyorum seni artık gözlerimi geri ver
Biraz kül biraz duman, o benim işte
Kader kime şikâyet edeyim seni bilemem
Unutamıyorum, unutamıyorum gecem yok artık gündüzüm yok
Gözlerin bir aşk bilmecesi sorar gibi
Unutulmuş ne varsa sevgiden geri kalan
Aşk bu değil yapma güzel
Ne yeşili ne siyahı gözümde hep gözleri var
Mihrâbım diyerek sana yüz vurdum
İçimde nice uzun yılların özlemi var (Ağla Gitar)
Kaderimde hep güzeli aradım
Öyle dudak büküp hor gözle bakma
Bir peri masalı kulaklarına
Bir göz aşinâlığı var aramızda, sanki seninle kırk yıllık dost gibiyiz ikimiz
Gün be gün yaşanan o hatırayı unutup bir yana atmak olmaz ki
Şarkılar söyle o sahillerde
Ayrılık ümitlerin ötesinde bir şehir
Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un
Akşamın olduğu yerde bekle diyorsun gelmiyorsun
Şu yalan dünyayı aşksız geçirme
Sen ne kadar saklasan gönlündekini
Ben yağmur, ben güneş, ben sevgi seliyim
Aşk nedir nasıldır, bilen var mı?
Firâkınla yansa ten yine vuslat dilemem
Ağlaya ağlaya giderim diyor(Gelin alayı)
Safalar getirdiniz safa geldiniz dostlar
Sen körfeze geldiğin zaman yıldızlar güler
Bir geceye bir ömür verilir Kanlıca'da
Gözlerin kömür senin, bakışın ömür senin
Necdet Tokatlıoğlu (d. 30 Ocak 1933, İzmir - ö. 27 Eylül 2008, İstanbul), Türk besteci, solist, korist, müzisyen ve orkestra şefidir. Kendi bestelerinden oluşan 5 plak ve çok sayıda 45'lik plak dolduran Tokatlıoğlu'nun, 95'e yakın Türk Sanat Müziği bestesinin 68'i TRT repertuvarında bulunmaktadır. En tanınmış yapıtlarından bazıları Bir Sevgi İstiyorum, Gelme İstemem Artık ve Al Aşkını Çal Başına'dır.
Necdet Tokatlıoğlu 1933 yılında İzmir'e bağlı Yelki'de doğdu. Müziğe ilk adımını 1948 yılında 15 yaşındayken İzmir Türk Musıkisi Cemiyeti'ne girerek attı. Ahmet Aksoy ve İlyas Tonguç'tan özel müzik dersleri aldı.
1951 yılında Mehmet Kasabalı'dan ud ve nota dersleri alan Tokatlıoğlu, 1952 yılında TRT İzmir Radyosu'na giren ilk ses sanatçılarından oldu. İlk bestesini yaptığı 1954'te, yetişmiş sanatçı sınavını kazanarak TRT Ankara Radyosu'na girdi ve burada ud ve ses sanatçısı olarak çalışmaya başladı.
Necdet Tokatlıoğlu, TRT Ankara Radyosu'nda çalıştığı dönemde bir yandan da Mesude Çağlayan ve Saadet İkesus'tan şan dersleri aldı. 1960'da TRT Ankara Radyosu Müzik Yayınları Şefliği'ne atanan Tokatlıoğlu, bu görevin sonrasında 1970'den, emekli olduğu 1981 yılına dek radyoda solistlik görevinin yanı sıra koristlik ve program şefliği yaptı.
Kendi isteğiyle emekli olduktan sonra, İstanbul'a yerleşti ve çalışmalarını burada sürdürdü.
Pek çok ödül ve plaket sahibi olan Tokatlıoğlu, aynı zamanda birçok uluslararası organizasyonda görev aldı ve çeşitli ülkelerde konserler verdi.
Ud ve piyano çalan Necdet Tokatlıoğlu, yaşamının son yıllarında İstanbul Koç Allianz Korosu'nu ve adı verilen Necdet Tokatlıoğlu Kabataş Musıki Derneği korosunu çalıştırdı.
20 Mayıs 2007'de İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından, doğduğu yer olan Güzelbahçe Yelki'ye heykeli dikildi.
Evli olan Necdet Tokatlıoğlu'nun, iki kızı ve bir torunu bulunmaktaydı.
Arif Sami Toker, (d. 1926 Gelibolu ö. 27 Nisan 1997) Türk bestekar.
Arif Sami Toker Gelibolu da doğmuştur. Bestekar Sadettin Kaynak ve Hafız Kemal Batanay'dan musiki dersleri alan Toker, Nihavent Makamında birçok şarkı besteledi. Hayatı boyunca birçok beste ve çalışmalar içerisinde bulunan Toker, yoksulluk içinde Balıklı Rum Hastanesi'nde hayatını kaybetti.
Yıldırım Gürses, (d. 21 Ocak 1939, Bursa - ö. 18 Kasım 2000, İstanbul)
Türk sanatçı, besteci ve yorumcu. Henüz yirmi yaşındayken Ankara Radyosu'nu, bir yıl sonra da Ankara Devlet Operası'nın sınavlarını üstün başarıyla, birinci olarak kazandı. Ayrıca, İktisadi ve Ticari Bilimler Akademisi'ni 1961 yılında bitirdi. Bu yıllarda kendi bestelerini Kazablanka Gazinosu'nun sahnelerinde seslendiriyordu.
1961 yılında kendisi gibi ses sanatçısı olan Ayla Gürses'le evlendi. Bu evlilikten Beyazıt adını verdiği bir oğlu dünyaya geldi. 1961 yılında Devlet Opera imtihanına girdi ve birinci oldu. Operada da 7-8 ay çalıştıktan sonra ayrıldı.
1965 yılında Hürriyet Gazetesi'nin Altın Mikrofon Yarışması'na kendi orkestrası, sözü, müziği kendisine ait "Gençliğe Veda" eseri ile katıldı ve birinciliği aldı
Altın Mikrofon'daki bu başarının ardından Yıldırım Gürses, çalışmalarına hız verdi. Sanatçı popüler müziğin en önemli isimlerinden biri haline geldi. "Son Mektup", "Gelmez Giden Günler Geri", "Bir Kırık Kalp", "Bir Garip Yolcu", "Sonbahar Rüzgârları" parçaları ile başarı yakaladı.
80'lerin başında Ajda Pekkan ile birlikte "Affetmem Asla Seni" ile yeni bir hamle yaptı. Aynı albümde yer alan "Dertliyim Arkadaş" ve sonra çıkan "Eller Eller" ile "Gül Dudaklım" sanatçının ses getiren son şarkıları oldu.Sanatçının diğer önem li şarkılarından bazıları şunlardır;Mevsimler Yas Tutup Çöller Ağlasın, Liseli Kız, Çal Kanunum Çal, Mazideki Aşk.Aynı zamanda Arif Nihat Asya'nın Fetih Marşı isimli şiirinin sanatçı tarafından yapılan yorumu çok beğenilmiştir
Son olarak da sanatçının "best of"u, "Anılarla Yıldırım" piyasaya çıktı.
Yıldırım Gürses'in önemli bestelerinden biri "İçime hep hüzün doluyor" sözleriyle başlayan Rast makamındaki şarkısıdır.
Ünlü sanatçı 61 yaşında kalp krizi sonucu ölmüştür.
Neveser Kökdeş (d. 1904 İstanbul ya da Drama, ö. 1962 İstanbul), Türk besteci, güfteci, tamburidir.
Notre Dame de Sion'da okudu. On altı yaşında Mehmet Ali Üsküdarlı ile evlendi. Evlikiklerinin ikinci yılında eşinin ölümüyle dul kaldı. 7 Temmuz 1962'de evinde kalp krizi geçirerek öldü.
Sanat hayatı
İlk müzik eğitimini babasından aldı. Besteciliğe on iki yaşında başladı. Gitar, piyano ve tambur çalabilmekteydi. Bir süre İstanbul Radyosu'nda tambur çaldı. Operet bestecisi olan ağabeyi Muhlis Sabahattin Ezgi'nin eserlerini çaldı ve yine ona ait bazı eserleri taş plaklara okudu.
Genellikle tango, vals, operet ve şarkı formlarında eserler besteledi. Ağabeyinin ölümünün ardından eserleri yayınlanmaya başladı. Geleneksel kalıp ve üsluptan farklı olan bu tarzı nedeniyle birçok eleştiri aldı. Zamanında tango şarkılarının kraliçesi olarak isimlendirildi.
Bazı kaynaklara göre 500'den, bazı kaynaklara göre de 1000'den fazla eser bestelediği tahmin ediliyor. Ancak, ölürken tüm eserlerinin yakılmasını vasiyet ettiği için bunların yaklaşık yüz tanesinin notası bugüne ulaşabildi.
Bazı eserleri
Ruhumda Neşe Hayale Daldım
Sevmek Seni Bir Suç İse
Gül Olsam Ya Sümbül Olsam
Canandan Uzak Kaldım
Bir Emele Bir Ah Çeksem
Hüsranla Gönül Hep İnler
Gül Dalında Öten Bülbülün Olsam
Münir Nurettin Selçuk, (d. 1900 İstanbul - ö. 27 Nisan 1981) Türk müzisyen. 1901'de İstanbul'un Sarıyer semtinde doğdu. Doğum tarihi için çeşitli kaynaklarda 1899, 1900, 1902 tarihleri de gösterilmiştir. Divanı Hümayun muavini ve Darülfünun İlahiyat Şubesi muallimlerinden Mehmed Nuri Bey ile Fatma Hanife Hanımın oğludur. On beş yaşında Darü'l Feyzi Musiki Cemiyeti'ne öğrenci olarak girdi; üç yıl sonra da, hanendelerinden biri olduğu bu topluluğun konserlerine çıktı. 1907'de Soğukçeşme Askerî Rüşdiyesi'ni bitirip Kadıköy Sultanî'sine yazıldı. Aynı yıl Darülelhan'a da girdi, Zekaizade Ahmed Efendi'den dört yıl ders aldı.
1917 yılında ailesinin ısrarı ile öğrenim için gittiği Macaristan'dan geri döndü. Dar'ül Feyz'i Musiki Cemiyetine devam etti ve Zekaizade Ahmet Irsoy'dan ve Bestenigar Ziya Bey'den müzik dersleri aldı. Münir Nurettin, bestekârlığa 1920 yılında Tevfik Fikret'in "Bu bir terânedir" şiirine yaptığı bir besteyle başladı. İkinci olarak "Sensiz ey şûh gözlerim avâre kalbim ağlıyor" güfteli şarkısını besteledi ve bu iki eserden sonra yirmi yıl süreyle beste yapmadı.
1923 yılında askerliği sırasında Mızıka-ı Hümâyûn'da sonradan da Riyaset-i Cumhur Musıkî Heyeti'nde çalışan Münir Nurettin, eski okuyuşla yeni anlayışı birleştirerek alışılagelenden çok farklı bir üslupla, 1928'de Sahibinin Sesi firmasında ilk plaklarını yaparak dikkatleri üzerine çekti ve aynı yıl Paris'e giderek ses tekniği konusunda öğrenim gördü. Aynı zamanda özgün bir ses tekniği eğitimi görmüş ilk Türk müziği ses sanatçısı olan Münir Nurettin, 19. yüzyıl İtalyan opera şarkıcılığının izlerini taşıyan icra üslubu "Bel Canto"dan etkilendi.
Türk müziği tarihinde tek başına konser verme geleneğini getiren sanatçı, ilk solo konserini Paris dönüşü, 1930 yılında, şimdiki Dormen Tiyatrosu'nda vererek büyük ilgi topladı ve hayranlık uyandırdı. Konserlerde frak giyen ve ayakta şarkı söyleyen, aynı zamanda koro eşliğinde solo okuma geleneğini de ilk kez uygulayan sanatçı o oldu. Batıdan gelen opera, tango gibi etkileri, kendi Türk müziği okuyuş üslubuna dahil etti.
Asıl beste çalışmalarına 1940-1941'li yıllardan sonra başlayan Münir Nurettin, İstanbul'a döndükten sonra otuz yılı aşkın bir süreyle İstanbul Belediye Konservatuarı İcra Heyeti'nde görev yaptı. Birçok genç kuşak sanatçısının yetişmesine katkıda bulunan Münir Nurettin Selçuk'un özel olarak ders verdiği kişiler arasında Türk müziği ses sanatçısı olan Alâeddin Yavaşça vardır. Dünya müzik çevrelerinde de büyük ilgi görmüş olan sanatçı, 27 Nisan 1981'de öldü.
Münir Nurettin Selçuk, sanatçı Timur Selçuk'un babasıdır.
Bazı Yapıtları
Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın
Rindlerin Akşamı
Kalamış
Aziz İstanbul
Söyle Sevgili
Gül Yüzünde Göreli Zülf-i Semen-say Gönül
Sak
Safa-yı Metle Parıldasın Camımız
Hülyama Doğan Son Güneşim
Son Hevesimd
Varalım Kuy-ı Dilaraya Gönül Hu Diyerek
Bir Söz Dedi Canan ki Keramet Var İçinde
Rindlerin Akşamı (Dönülmez Akşamın Ufkundayız)
Ne Doğan Güne Hükmüm Geçer Ne Halden Anlayan Bulunur
Endülüs'te Raks
Sessiz Gemi
Rindlerin Ölümü
Sen Şarkı Söylediğin Zaman
Dumanlı Başları Göklere Ermiş
Yedi Renk Üstüne Hareli Dağlar
Erol Sayan, (d.1936 - Kastamonu 'nun Araç ilçesi). Bestekâr. Endüstri Meslek lisesi mezunu. 1961'de Ankara Radyosu sanatçı sınavını kazandı. Dr. Recai Özdil 'den aldığı armoni bilgisini bestelerine uyguladı. Bestekâr İsmail Baha Sürelsan 'ın uzun yıllar kendi evinde sürdürdüğü akademik müzik çalışmalarına iştirak etti. Türk müziğindeki çoksesliliğin, müziğimizde zaten var olan "niseb-i şerifeler" (şerefli oranlar) yoluyla geliştirilecek teknikle olabileceği üzerinde durdu ve bu konuda ciddi çalışmalar yaptı.
Müzik çalışmalarına 1954 yılında başladı. 1964 yılına kadar Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencilerine teorik musıki dersleri verdi ve temel bilgiler yanında koro çalışmalarını da devam ettirdi.
Türkiye'nin ikinci üniversite korosunu OTDÜ 'de (1967) kurdu. Bu yıllarda, Millî musıkimizin ses sistemi, makamların oluşmasında kullanılan elemanlarla, makam ve formların anlatımı, vuruşlarda disiplin ve perde adlarının kolay anlaşılır hale getirilmesi ve usûl şifresi çalışmalarına ağırlık verdi.
Erol Sayan, İTÜ Türk Musikîsi Devlet Konservatuarı'nda repertuar, bu göreve paralel olarak da ODTÜ'de Türk musıkisi dersleri vermektedir.
Bestekârın, 156'sı TRT (Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu) repertuarında olmak üzere, değişik form ve makamlarda 310 civarında eseri bulunmaktadır. Bilhassa mâhur makamındaki besteleri oldukça başarılı bulunmaktadır. 1985 yılında TRT'nin düzenlemiş olduğu beste yarışmasında "Ömrümüzün Baharı Birlikte Geçsin" adlı eseri ile birincilik kazanmıştır.
Bazı eserleri
Zannetme melek sâde gülüp neşe verensin - Güfte: Hasan Sami Bolak
Yine yakmış yar mektubun ucunu - Güfte: Mehmet Gökkaya
Gecenin tadı yok farkında mısın? - Güfte: Nurettin Özdemir
Bir dünya yarattım - Güfte: Taner Şener
Dertli ne ağlayıp gezersin burda - Güfte: Yunus Emre
Geçsin günler haftalar aylar mevsimler yıllar - Güfte: Enis Behiç Koryürek
Hep sen geleceksin diyerek - Güfte: Erol Sayan
Kalbe dolan o ilk bakış - Güfte: Mehmet Gökkaya
Sevgilim desen bana - Güfte: Erol Sayan
Yoksun diye bahçemde çiçekler açmıyor bak - Güfte: Yılmaz Topuz
Yusuf Nalkesen, (d. Aralık 1923, Üsküp - 1 Ocak 2003, İzmir). Türk besteci.
Yedi kardeşin en küçüğü olarak Üsküp'ün İştip kasabasında dünyaya gelen Nalkesen'in ailesi, gördükleri etnik baskılar sebebiyle kısa bir süre sonra yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ne göç etme ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu sebeple ailesiyle İzmir'e göçen Nalkesen, ilkokul ve üstün bir başarı gösterdiği ortaokulun ardından sınavsız olarak Necati Bey Erkek Muallim Mektebi'ne alınır. Bu yıllarda TRT radyosunun yayınlarını ve sanatçıların uğradığı kahvehanelerde yaptıkları fasılları kaçırmayan Nalkesen, Ağrı'nın Tutak ilçesine öğretmen olarak atanır. O yıllarda (1947-1948) eline geçen eski bir udla çalışmaya başlayan sanatçı, kendi kendine ud çalmayı öğrenir ve 8 saate varan çalışmaları sonucunda en zor saz eserlerini bile icra eder hale gelir.
1952 yılında açılan İzmir Radyosu Saz Sanatçılığı sınavıyla TRT kadrosuna giren Nalkesen; sabahları okula, ardında da programa giderek sanat tutkusunun peşinden koşar. 1970'li yıllara kadar bu tempoda devam eden sanatçı, artık bestelere ağırlık vermeye karar verir. Yıllar önce, 5 Eylül 1951 tarihinde yaptığı "Veda Busesi" bestesi büyük bir patlama yapar ve milyonların diline düşer. "Saymadım kaç yıl oldu", "İçimdesin", "Söylemez mi Bestem?", "Seninle Bir Sonbahar", "Kimi Dertten İçermiş", "Yalan Değil", "Avuçlarımda Hala", "Kapın Her Çaldıkça", "Gitmek mi Zor?", "Madem Küstün", "Dargın Ayrılmayalım" ve "O Ağacın Altı" gibi sayısız unutulmaz şarkı besteler.
Nisan 1970'te öğretmenlikten emekli olan Nalkesen, bu tarihten sonra sanatçı sendikalarında daha faal bir rol oynamaya başlar. Bu yüzden TRT yönetimiyle de arası bozulur ve 13 Ağustos 1973 tarihinde bir genel müdürlük yazısıyla görevini son verilir. 23 yıl hizmet ettiği TRT'ye tazminat davası açan sanatçı, bu davayı kazanır. Maddi hak ve kıdem tazminatını kazanan Nalkesen, kırgın olduğu TRT'ye dönmez. Hatta yıllarca TRT'nin Fuar binasına ve sonradan taşındığı Kahramanlar binasına gitmez.
1948 yılı 10 ağustosunda Meliha Nalkesen'le evlenen sanatçı; İnci, Süleyman, Ebru ve Selçuk adlarında dört çocuk sahibi olur. Ancak en büyük çocuğu İnci'yi 21 Şubat 1982 tarihinde kaybeder.
Türk sanat dünyasının en önemli isimlerinden biri olan Nalkesen, 2003 yılının ilk saatlerinde, 6 aydır böbrek tedavisi için hastaneye gitmeye hazırlanırken kalp kriziyle hayata veda etti.
1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.
Muzaffer İlkar (d. 1910, İstanbul - ö.23 Şubat 1987,İstanbul). Türk müziği bestecisi.
1955-1975 yılları arasında Ankara Radyosu Türk Müziği Şefliği görevinde bulundu. ‘‘Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın'', ‘‘Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin'' gibi çok tanınmış Türk müziği eserlerinin bestecisidir. Ses sanatçısı Sibel Egemen'in dedesidir.
Yaşamı
1910 yılında İstanbul 'da doğdu. Müziğe ilgisi ilkokul çağında başladı. Beykoz Rüştiyesi'nde ve Kadıköy İdadisi 'nde öğrenim gördü. Kadıköy İdadisi'nde okuduğu yıllarda Şark Musiki Cemiyeti'ne girdi. Leon Hancıyan, Bogos Efendi ve Dr. Hamit Bey'den ilk musiki bilgisini aldı[1].
Bir gazetenin yaptığı yarışmada başarılı görülünce Radyo İdaresi'nin dikkatini çekti ve Kemani Raşit Erer, Mesut Cemil Bey ile Kanuni Vecihe Deryal'dan oluşan hocalardan dersler aldı. 1938 yılında Ankara Radyosu'nun açılması ile Ankara'ya geldi. Nuri Halil Poyraz, Refik Fersan ve Mesut Cemil gibi müzisyenlerden dersler aldı. Geçimini sağlamak için ticaret ile uğraşan İlkar, Ankara'ya geldiği yıl Zeynep Dizen 'le evlendi Bu evlilikten iki kızı oldu.
Ankara Radyosu'nda makam, üslup ve nazariyat bilgilerini ilerlettikten sonra Ankara Devlet Konservatuarı'na girdi ve üç yıl boyunca Cevat Memduh Atlar, Nurullah Şevket Taşkıran, Ulvi Cemal Erkin ve Saadet İkesus'tan batı müziği ile ilgili dersler aldı.
1955 yılında Ankara Radyosu Türk Müziği Şefliği görevine getirildi. 1975 yılında bu görevden emekliye ayrıldı.
Ankara Radyosu'nun Türk Müziği müdürlüğünden 1975 yılında yaş sınırından emekli olan Muzaffer İlkar, eserleri bir zamanlar radyolarda ve plaklarda en fazla çalınan bestecilerin başında gelirdi. Besteciliği 1929 yılında nihavent makamındaki ‘Bu aşkın namesiyle coşmuştu gönül ‘ şarkısı ile başladı. ‘‘Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın'', ‘‘Mademki gidiyorsun bırakıp burada beni'', ‘‘Beni canımdan ayırdı, gönlümü yıktı temelden'', ‘‘Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin'', ‘‘Tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın'', ‘‘Gözlerimden yüzün, kulaklarımdan sesin silinmedi senelerdir'', gibi eserleri Türk Müziği'nin popüler parçaları arasına girdi. TRT kayıtlarına göre elimizde 100 kadar bestesi vardır.
23 Şubat 1987 günü İstanbul'da hayatını kaybetti. Hafif Batı Müziği Sanatkarı Sibel Egemen Muzaffer İlkar 'ın torunudur.
Teoman Alpay, ( 1932 - 13 Şubat 2005 ) Ankara Radyosu'nun açtığı ud sınavını kazanarak, radyonun saz sanatçıları arasına katılmış ve kendi dalında aşama kaydederek, Türkiye'nin en genç Türk müziği yayınları şefliğine kadar yükselmiş olan ayrıca bir ara Erzurum Radyosu Müdürlüğü de yapan Türk müziği bestekârıdır. Alpay'ın "Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım" isimli eseri 1972 yılının şarkısı seçilirken, sonraki yıllarda "Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar", "Buruk Acı", "Sarmaşık günleri" eserleri yine dereceye girmiştir. 1997'de İstanbul FM dinleyicileri tarafından besteci Teoman Alpay'ın "Kalbimi Kıra Kıra" isimli eseri en beğenilen eser seçilmiş ve Atatürk Kültür Merkezi'nde altın plaket ödül almıştır. Vefat ettiği zaman, vasiyeti üzerine Çanakkale'deki mezarının başında klarnetle Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar isimli parça çalınmıştır. Çanakkale'nin yetiştirdiği önemli müzisyenlerden birisidir.
Alpay'ın ayrıca "Samanyolu", "Sevmekten Kim Usanır" gibi birçok eseri bulunuyor. Ruhsar Alpay'la evli olan Teoman Alpay, 2 çocuk babası idi.
Yesârî Asım Arsoy, (Mustafa Asım), (d. 1900, Drama - ö. 1992). Klasik Türk müziği bestecisi, söz yazarı, yorumcu.
Konya'dan göçedip Drama'ya yerleşen bir ailenin çocuğu olarak orada doğdu. Babası Bergofçalı Ömer Lütfi Efendi, annesi ise Zübeyde Hanım'dır. Babasının dedesi Şeyh Ömer Efendi sol eli ile yazan tanınmış bir hattat idi. Asım ve ablası da sol ellerini kullandıkları için Yesari (solak) adını aldılar. Yesari Asım orta öğrenimini tamamladıktan sonra aile İstanbul'a göçetmiş, 1917 yılında ise Adapazarı'na yerleşmiştir.
İlk müzik derslerini Adapazarı'nda aldı. Önce bağlama, sonra ud çalıştı, okuldaki hocalarından ve komşu müzisyenlerden eski eserleri öğrenerek kendini geliştirdi. Dindar babanın baskılarına rağmen hafız olmak istemedi, ancak zaman zaman camilerde ezan okudu.
1920'de Antalya'daki bir gemi acentesinde çalışarak iş hayatına atıldı, daha sonra İstanbul ve İzmit'te değişik işlerde çalıştı. İzmit'te yaşarken, Fehmi Tokay ve Zeki Arif Ataergin'den yardımlar gördü, müzik çevrelerine girerek çok sayıda müzisyenle tanışma ve çalışma fırsatı buldu.
1930'larda beste yapmaya başlayan Yesari Asım, sözlerini de genellikle kendisi yazmıştır.
1954 yılında kısa süre İstanbul Radyosu'nda da çalışan bestecinin günümüze ulaşan eserleri yaklaşık 250 tanedir. Unutulan ya da gün ışığına çıkmayan çok eserinin olduğu tahmin edilmektedir.
Eserlerinden örnekler
Hüzzam makamı
Yar yolunu kolladım
Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır
Dün gece bir şuhun bezmine gittim
Zamanla belki geçer
Ümitlerim hep kırıldı
Yine kalbim coşar ağlar bu gece
Sen olmasaydın eğer
Kalbimi yıllarca sevdaya bağladım
Uşşak makamı
Bir çapkın elinde oyuncak oldum
Bir ince fidansın
Bu yaz geçen günlerimiz hatırımdan çıkmasın
Menekşe gözler hülyalı
Türkü
Yar saçların lüle lüle
Adalardan bir yar gelir bizlere
Hicaz makamı
Sazlar çalınır Çamlıca'nın bahçelerinde
Akasyalar açarken'
Suz'Nak makamı'
Ayrı düştüm sevgilimden
Nihavend makamı
Sahilde o hoş buseleri
Rast makamı
Perişah saçların
Sultaniyegah makamı
Biz Heybeli'de her gece
Zekai Tunca, (d. 1944, Ankara). Türk sanat müziği sanatçısı.
1963'de Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu'na girene kadar bir özel kuruluş ve Makine ve Kimya Endüstrisi Kurumu (M.K.E) uçak fabrikasında, teknik resam ve tesviyeci olarak çalıştı. Gazi Üniversitesi Yüksek Teknik Öğretmen Okulu'nu 1967'de bitirdi. Bulunduğu her ortamda şarkı söyletilmesi şeklindeki müzik ilişkisi 1960 yılında Hikmet Taşan vasıtasıyla katıldığı Dr. Recai Özdil topluluğunda notalı ve sistemli çalışmaya döndü. Bu toplulukta; Erol Sayan, Yıldırım Gürses, Yaşar Özel, Doğan Canku gibi üstadlarla çalıştı. Aynı yıllarda İsmail Baha Sürelsan topluluğu ile teması oldu.
Öğrenciliği sırasında, 1964'de Ankara Radyosu'nun stajyer sanatçı sınavını ilk 10 kişilik finaline kadar başardı. 1965'de Birleşmiş Türk Müziği Sanatçıları derneğinin ses yarışmasında Ankara birincisi oldu. 1966'da açılan geniş kapsamlı sınavı başardı. Altı aylık ilk dönem stajda, Saadet İkesus, Cengiz Tanç, Muammer Sun, Ferit Sıdal, Ruşen Ferit Kam, Turan Toper gibi hocaların derslerinden yararlandı. Özel nedenlerinden dolayı, başarılı giden bu stajı bırakmak zorunda kaldı. Ordu'da bulunduğu yıllarda, Trabzon'da düzenlenen Doğu Karadeniz Bölgesi ses yarışmalarında, 1969'da ikinci, 1970'de birinci oldu. 1967 Ağustos'unda Nurcan Tunca ile evlendi ve Ordu Endüstri Meslek Lisesi'ne öğretmen olarak atandı. Ordu'daki hayatında da, hep müzikle ilgilendi.
1970'de Trabzon'dan katıldığı TRT Çok Sesli Koro sınavını kazanarak, Ankara Radyosu'na geri döndü. Bu koroda Hikmet Şimşek, Muammer Sun, Müfide Özgüç, Cengiz Tanç, Saip Egüz, Erdoğan Okyay, Fehamettin Özgüç, Walter Sturaus gibi hoca ve şeflerle yapılan çalışma ve derslerle nota solfej ve şan bilgisi edindi. 1975 yılında verdiği bir sınavla Ankara Radyosu TSM yetişmiş sanatçısı oldu. Buradaki ilk yıllarında, Çinuçen Tanrıkorur'un desteğini gördü. 1976 yılında Kültür Bakanlığı KTM solisti olarak atanana kadar, bu görevinin yanı sıra, TRT Müzik Dairesi uzmanlığı, Repertuar ve Denetleme Kurulları üyeliklerinde bulundu.
1978-1981 yılları arasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi Türk Müziği topluluğunu çalıştırdı. 1979'dan bu yana 14 albüm yaptı. Radyo ve televizyon programları dışında, özel sahne çalışmaları ve halk konserleriyle kitlelere ulaştı. Yurt dışında; Cezayir, Suriye, SSCB, Avusturalya, ABD, Almanya, Hollanda, İtalya, Bosna, Belçika, Arnavutluk'ta özel ve resmi konserler verdi. Çok sayıda bestesi vardır.
1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını aldı ve halen Kültür Bakanlığı'na bağlı olarak solistlik görevini sürdürmektedir.
Albümleri
1979 Çekemezler Sevgimizi
1981 Alın Yazımsın
1982 Kadın ve Peri Masalı
1983 Bahar, Çiçek Çiçek
1985 Aşka Zaman Yok
1986 Aşk Olsun
1989 İçime Doğdu
1990 Rüyalarım Olmasa (İmkânsız)
1992 Üzme Beni
1993 Beni Sevmeye Devam Et
1995 Tanrım
1997 Zil, Şal ve Gül
2002 Güvercinim
2003 Seni Aşksız Bırakmam
2007 Aşka Merakım Ezelden
Zeynettin Maraş (d. 1927, İstanbul) Türk bestekâr ve udi.
Zeynettin Maraş, udi bir annenin ve noter bir babanın çocuğu olarak 1927'de İstanbul Suadiye'de dünyaya geldi. Haydarpaşa ve Kabataş liselerini okuduktan sonra, 1952 yılında Denizcilik Bankası'nda muhasebeci olarak çalışmaya başladı. Annesinden etkilenerek öğrendiği ud sanatını ilerletmek için İstanbul Belediye Konservatuarı'na yazıldı. 1953'te Yıldız Hanım'la evlendi. Ablasının sözlerini yazdığı, Gözyaşlarımı Derdime Derman Ettiğim Akşam bestesi 1949 yılında Muzaffer İlkan tarafından ilk defa TRT Ankara Radyosu'nda okundu. İnleyen Nağmeler ile Gizli Aşk adlı eserlerini 1966 yılında besteledi.
zeynettin maraş birçok derneklerden başka pendik musıki derneğinin kuruçularından olup dernekte repertuar öğretmenliği yaparak bi hayli mensuba musıki alanında ışık tutmuştur daha sonra pendik musıki derneğinden ayrılan besteci evinde bir gurup ile yıllarca çalışmış vede her yılın sonunda konserler düzenlemiştir evinde ki çalışmalara istirak eden marmara musıki cemiyetinin sevilen simalarından sayın kaya önen kanuni, merhum kemani ve atatürk kültür merkezinin baş mühendisi ünal kalfa gene merhum kemani ali çubukçu emekli udi erkut sevindik emekli öğretmen udi nihat dönmez sesler ise avukat serdar bayrakdar öğretmen sinan dönmez konservatuvar mezini ceylan sevindik üstüdar musıki derneği mezunu ilkay ablay iktisat fakültesi mesunu filiz balta gurubuyla yıllarca evinda çalışmıştırl zeynenttin maraş 1966 yılında yaptığı 26.şarkısı inleyen nağmeler büyük bir çıkış yaptı çalışmalarında eşi yıldız hanım oğlu danyal kızı ayla ve kardeşi merhum udi siyami maraş kendisine devamlı destek olmuşturl zeynettin maraş şöyle diyor insan bildiklerini kendinde saklamamalı bunlar hangi sahada olursa olsun özellikle genclere aktarılmalı ben annem ve hocalarımdan gördüğümşekilde bunu yapıyorum musıkimize ne kadar hizmet edebiliyorsam o kadar mutlu oluyorum diyor ,bu sözler bizzat bestecinin kendi notlarından alınmıştır

Hacı Arif Bey (1831-1885) Türk besteci. Şarkı bestecisi olarak Türk musikisinde yeni bir çığır açmıştır. Hacı Arif Bey, şarkı formunun en önemli bestekarıdır.
Hayatı ve Kişiliği
İstanbul'da Eyüp semtinde dünyaya geldi. Eyüp Şeri'ye Mahkemesi Başkatibi Bekir Efendi'nin oğludur. Daha ilköğrenimi sırasında güzel sesiyle dikkati çekti. Kendisiyle önce Zekai Efendi (Dede) ilgilendi ve onu besteci Eyyubi Mehmed Bey'e götürdü. Arif Bey ilk musiki zevkini, bilgisini Mehmed Bey'den aldı. Altı yaş büyüğü olan, geleceğin değerli bestecisi Zekai Efendi, onu hocası Dede Efendi'yle tanıştırdı; musikiye karşı büyük yeteneği olduğunu Dede Efendi de görmüştü. Arif Bey 1844'te Mehmed Bey'in yardımıyla Bab-ı Seraskeri'ye memur olarak girdi. Bir yandan çalışıyor, bir yandan da musikiye vakit ayırıyordu. Bir süre Mehmed Bey'in Muzika-yı Hümayun'daki derslerine dışardan devam etti. Çok geçmeden sesinin güzelliğini haber alan Sultan Abdülmecid onu Muzika-yı Hümayun'a aldırdı. Saray'daki musiki hocası besteci Haşim Bey'dir. Haşim Bey'den çok yararlandı, ondan yüzlerce eser öğrendi. Okuyuş üslubunu da ondan aldığı söylenir.
Abdülmecid, Arif Bey'e Saray'da büyük yakınlık gösterdi; onu "kurena"lık (mabeynci) rütbesine kadar yükseltti, dördüncü Mecidi nişanıyla ödüllendirdi. Arif Bey haremdeki cariyelerin musiki hocalığı görevini de yürütüyordu. Bu dersler sırasında Çeşm-i Dilber adlı bir cariyeye aşık oldu. Padişahın izniyle Çeşm-i Dilber'le evlenerek Saray'dan ayrıldı. İki çocukları oldu. Ama bu evlilik yürümedi. Çeşm-i Dilber, çocuklarını Arif Bey'e bırakarak bir tüccarla evlendi. Arif Bey, "Niçin terk eyleyip gittin a zalim", "Düşer mi şanına ey şeh-i huban" dizeleriyle başlayan kürdilihicazkar şarkılarını terkedilmenin acısı içinde besteledi.
Bir süre sonra Abdülmecid tarafından "serhanende" olarak yeniden Saray'a alındı, gene haremdeki musiki dersleri hocalığıyla görevlendirildi. Besteci bu kez gene bir cariyeye, Zülf-i Nigar Hanım'a aşık oldu. Bu olay Saray'da duyulur duyulmaz, Abdülmecid onları evlendirdi. Zülf-i Nigar'ın kısa bir süre sonra veremden ölmesi, besteciye yeni bir acı kaynağı oldu.
İkinci kez evlenirken de Saray'dan ayrılan besteci, yeniden Saray'a dönmek istiyordu. 1861'de Abdülmecid ölmüş, kardeşi Abdülaziz tahta çıkmıştı. Arif Bey, besteci Rıfat Bey'in yönetimindeki Saray Fasıl Topluluğu'na "serhanende" olarak alındı; ayrıca gene cariyelerin musiki hocalığıyla görevlendirmişti. Onu iki kez evliliğe götüren bu görev, üçüncü kez de aynı sonucu verdi. Arif Bey bu kez Pertevniyal Valide Sultan'ın nedimelerinden Nigarnik Hanım'a aşık oldu. Musiki dersleri sırasında doğan bu ilişki de, padişah ile valide sultanın uygun görmesiyle, evlilikle sonuçlandırıldı.
Ömrünün sonuna kadar Nigarnik Hanım'la evli kalan Arif Bey'in Saray'daki bu üçüncü görevi on yıl sürdü. Ününün artık doruğundaydı. İstanbul'un musiki çevrelerinde, konaklarda, özel meşkhanelerde yapılan musiki toplantılarında en çok aranan sanatçıydı. 1871'de tekrar Saray'dan ayrıldı. Şura-yı Devlet'te, Beykoz Aşar müdürlüğünde beş yıl memur olarak çalıştı. Sultan Abdülaziz'in ölümünden sonra Muzika-yı Hümayun'da girişilen tasfiye sonucu Arif Bey de açığa alındı. V. Murad'ın üç aylık padişahlığından sonra II. Abdülhamid tahta çıktı. Besteci uzun bir süre işsiz kaldı, geçim derdine düştü. Zincirlikuyu'da bir çiftlik evine çekilip çevreden koptu. Bu sırada 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı (93 Harbi) patlak verdi. Arif Bey savaş yıllarını çiftlikte geçim sıkıntısı içinde geçirdi.
Savaş bittikten sonra Osmanlı Sarayı bestecinin yokluğunu yeniden hissetmeye başladı. Arif Bey'in içinde bulunduğu durum Abdülhümid'e iletildi. Bunun üzerine besteci yeniden Saray'da görevlendirildi. Hacı Arif Bey'in öğrencilerinden besteci Levon Hancıyan'ın anlattığına göre, Saray'a alınışı şöyle olmuştu: İran şahı Nasıreddin, eserlerini çok beğendiği Arif Bey'i İran Sarayı'na davet eder, padişahtan da besteciye izin verilmesini rica eder. Türk musikisinden öteki padişahlar kadar zevk duymamakla birlikte, Arif Bey'in şarkılarını seven Abdülhamid, şaha bestecinin Saray'dan ayrıldığından haberi olmadığını söyler ve onu yeniden Saray'a aldırır. Arif Bey bu arada Şirazlı Hafız'ın bir gazelini besteleyerek, İstanbul'a gelen şaha sunar. Eseri çok beğenen şah, besteciyi bir nişanla ödüllendirir.
Muzika-yı Hümayun'da dördüncü kez görevlendirilen Arif Bey'e kolağası rütbesi verildi, ama bu ona göre küçük bir rütbeydi. Arif Bey önceki padişahlardan gördüğü ilgiyi II. Abdülhamid'den görememenin huzursuzluğunu duymaya başladı. Sarayın eski canlı havası da kaybolmuştu; siyasi durum gittikçe gerginleşmekteydi. Abdülhamid'den umduğu yakınlığı görmeyen besteci, kimi zaman Zincirlikuyu'daki eve çekilerek sade bir yaşayışın verebileceği mutluluğu aradı, kimi zaman da padişahla çatışmayı göze alan davranışlarda bulundu. Abdülhamid'in "Şu şarkıyı oku", diye verdiği bir emre karşı, mabeynciye, "ben onun babasından çok saygı gördüm. " Bana, "Şu şarkıyı oku" diye emir veremez. Sanatta padişah iradesi geçerli değildir. Cevabını vermesi üzerine, Saray'da hapsedildi. Elli gün sonra, nihavent makamındaki "Ahteri düşkün garibim, aşık-ı avareyim" şarkısını besteledi. İlk dizedeki "yıldız" anlamına gelen Farsça "ahter" kelimesi "talii düşkün" biçimine dönüştürülerek şarkı Abdülhümid'in huzurunda okundu. Eseri çok beğenen padişah, besteciyi bağışladı.
Arif Bey ölünceye değin Muzika-yı Hümayun'daki derslerine devam etti. İstanbul'da öldü. Yahya Efendi Dergahı mezarlığına gömüldü.
Sanat Hayatı ve Tarzı
Hacı Arif Bey Türk musikisinin en büyük bestecilerinden biridir. Klasik dönem bestecilerinin pek kullanmadıkları şarkı formuna yepyeni bir kimlik kazandırmış, bir şarkı bestecisi olarak yeni bir çığır açmıştır. Arif Bey'den sonra "şarkı", bestecilerin en çok işledikleri form olmuştur.
Arif Bey klasik formlarda birkaç eser besteledikten sonra başarılı olamadığını görerek doğrudan doğruya şarkı besteciliğine yöneldi. Eski musikinin ağır, mistik anlatımından, beste, semai formlarına özgü usullerden, terennüm zorunluluğundan kurtularak, daha sade, daha içten, halkın daha kolay zevkine varabileceği eserler bestelemek istiyordu. Bu anlayışla bestelediği şarkıları biçim ve üslup açısından önem taşır. Biçimsel açıdan bakıldığında, sanatçının şarkıyı belli kuralları olması gereken bir form anlayışı içinde ele aldığı görülür. Klasik dönemde şarkının biçimi, kuralları yeterince belirgin değildi; şarkı ancak üslubuyla öteki formlardan ayırt edilebilen, genellikle serbest bir formdu. Eski şarkılar arasında, şarkı formuna ya da formun farklı türlerine örnek gösterilebilecek kuruluşta eserlerin sayısı az değildi, ama şarkı formlarının kesin kurallara bağlanması ilk kez Arif Bey'in eserleriyle gerçekleşebilmiştir. Arif Bey kendisinden sonraki şarkı bestecilerini bu yolda etkilemiş, böylece şarkı kesin biçimini almıştır.
Arif Bey, üslup bakımından da kendisinden önceki şarkı bestecilerinden ayrılır. Eserleri günümüzde "klasik koro" programlarında okunmakla birlikte, klasik üslupta değildir. Form konusundaki kuralcılığına karşılık, anlatımında klasik dönemin sıkı kurallarına uymayan serbest bir lirizm görülür. Kendisinden önceki geleneğe bağlı bestecilerden farklı olarak, genellikle kişisel konuları işler, bazı şarkılarının konusu doğrudan doğruya kendi yaşantılarından kaynaklanır. En belirgin özelliği, musikinin inceliklerinden özveride bulunmadan toplumun geniş bir kesiminin zevkine seslenebilmesindedir. Yaşadığı dönem, halk zevkinin saray zevkini etkilemeye başladığı bir dönemdir. Musiki artık yalnız saraylarda, tekkelerde değil, bu çevrelerin dışında, özellikle konaklarda, yalılarda da icra edilmekte ve dinlenmektedir. Arif Bey'in bir zevk değişikliğini yansıtan şarkılarındaki üslup kendisinden sonraki hemen bütün şarkı bestecilerini etkilemiştir, öyle ki, klasik formlarda verilen eserlerde bile onun etkisi görülür.
Şarkıları teknik bakımdan kusursuzdur, makam ve geçki zenginliği, ritm çeşitliliği gösterir. Özellikle "nevzemin" adını verdiği, altı ya da sekiz mısralı değişmeli (usul değişikliği yaptığı) şarkıları bu zenginliğin ve çeşitliliğin en belirgin örnekleridir. Aynı makamı, aynı usulü kullandığı halde, çok değişik duygular uyandıran şarkıları vardır. Birbirine benzeyen şarkıları çok azdır. Hiçbir zaman tekdüzeliğe düşmez; hemen her şarkısına yeni bir renk, nüans katmasını bilir, kullandığı makamın o zaman kadar işlenmemiş bir yönünü yakalar. Sekiz zamanlı üç vuruşlu "müsemmen" usulü onun buluşudur. Türk aksağını çok başarılı bir biçimde kullanır. Şarkılarında beste ile güfte tam bir bütünlük içindedir. Kürdilihicazkar makamını da Arif Bey oluşturmuştur. Anlatım olanakları çok geniş olan kürdilihicazkar, Türk musikisinde en çok kullanılan makamlardan biri haline gelmiştir. Arif Bey'in bu makamdan bestelediği şarkılar, onun kişisel üslubunu yansıtan, özgün bir güzelik taşır.
Çok üretken bir sanatçı olan Arif Bey'in günde yedi, sekiz şarkı bestelediği olmuştur. Bir keresinde Sultan Aziz'in verdiği bir güfteyi yedi ayrı makamda bestelemişti. Bu esin bolluğu içinde sanatçı eline geçen şiirleri anlamına, değerine bakmadan bestelemek zorunda kalmıştı. Bu yüzden kimi şarkılarının güftesi çok zayıftır.
Hacı Arif Bey bütünüyle Türk musikisinin sözlü öğrenim geleneği içinde yetişmiş bir besteciydi. Nota bilmiyordu, herhangi bir saz da çalmazdı. Ama çok güçlü bir belleği vardı, bini aşkın eser ezberindeydi. Çok iyi bir okuyucuydu. Şevki Bey, Levon Hancıyan, Zati Arca gibi öğrenciler yetiştirdi. Arif Bey Mecmua-i Arifi adlı bir de güfte derlemesi yayımladı; bu derlemede sanatçının kendi şarkıları da vardır. Bine yakın eser bestelediği söylenir, ancak 337 parçası notalarıyla günümüze kalmıştır. Bunun 327'si şarkı, 10'u öteki formlardaki eserlerdir. Bu 10 eserin de altısı ilahi, biri tevşih, biri durak, biri beste, biri de yürük semaidir.
Eserleri
◦Olmaz ilaç sine-i sad pareme
◦Bakmıyor çeşm-i siyah feryade
◦Vücud ikliminin sultanı sensin
◦Meyhanemi bu, bezm-i tarahhane-i cem mi
◦Çekme elem-i derdini bu dehr-i fenanın
◦Deva yokmuş neden bimarı aşka
◦Geçti zahm-i tiri hicrin ta dil-i naşadıma
◦İltimas etmeye yare varınız
◦Gözümden gitmiyor bir dem hayalin
◦Kanlar döküyor derdin ile dide-i giryan
◦Hatırımdan çıkmaz asla ahd u peymanın senin
◦Sayd eyledi bu gönlümü bir gözleri ahu
◦Gurub etti güneş dünya karardı
◦Çözülme zülfüme ey dil rüba, dil bağlayanlardan
◦Ben buy-i vefa bekler iken suy-i çemende
◦Humarı yok bozulmaz meclis-i meyhane-i aşkın
◦Tasdi edeyim yari biraz da sühanimle
◦Bir halet ile süzdü yine çeşmini dildar
◦Esti nesim-i nevbahar açıldı güller suhh dem
◦Mükedder derd-i pey-der peyle şimdi
◦Kurdu meclis, aşıkan meyhanede
◦Bülbül yetişir bağrımı hun etti figanın
◦Nigah-ı mestine canlar dayanmaz
◦Zahir-i hale bakıp etme dahil bir ferdi
◦Bahar oldu beyim evde durulmaz
Kaynak
Kültür Bakanlığı http://www. kultur. gov. tr

Tatyos Efendi 1858 yılında İstanbul'da Ortaköy'de dünyaya geldi. Gerçek adı Tateos Enserciyan'dır. Osmanlıca yazımda Türkçe'deki artdamak n'si kef üzerine üç nokta ile yazılırdı, elyazısında bu noktalar konmazdı, bu yüzden kef ( ? ) harfi ince k, artdamak n'si ( n, ng) ve ince g için kullanılan ortak harf olduğundan, kimilerince yanlışlıkla Ekserciyan diye yanlış okunduğu olur. Enser, bir tür çivinin adıdır. 16 Mart 1913 tarihinde hayatını kaybetti.
Babası Monakyan Ortaköy Ermeni kilisesi musikişinaslarındandır. Ortaköydeki Ermeni okulunu bitirdi. Zanaatkar olması için bir çilingire ve bir saatçiye çırak olarak verildi. Musikiye düşkünlügü sebebiyle dayısı Movses Papazyan'dan Kanun ders almaya başladı. Amatör topluluklarda bir süre kanun çalmasının ardından kanunu bıraktı. Kemani Kör Şebüh'dan keman çalmasını öğrendi. Andon ve Civan kardeşlerden ve Hanende Asdik Ağa'dan ders aldı. Hanende Karakaş, Tanburi Ovakim Kanuni Şemsi gibi sanatkarlarla Galata'daki Pirinççi Gazinosu başta olmak üzere, uzun yıllar fasıllar yönetti. O zamanki gazino sözü günümüz gazinolarıyla karıştırılmamalıdır.
Ünlendikten sonra Ahmet Rasim Bey, Civan ve Andon kardeşler, Şevki Bey, Kemençeci Vasilaki, Tanburi Cemil Bey ile arkadaşlık yaptı ve beraber çaldı. Bu arkadaşlıkların olumlu etkisiyle saz eserlerinde de başarılı oldu.
Eserlerinin çoğu kayıt altına alınamadığı için nota bilmesine rağmen unutulmuştur. Tatyos Efendi birçok eserine de güfte yazmıştır. Çağının gerekleri ve sanat anlayışına göre güzel saz ve söz eserleri bestelemiş Klasik Türk müziği makamlarının geleneksel ifade özelliklerini başarı ile yansıtmıştır. Tatyos Efendi'nin, saz eseri olarak bestelediği karcığar, suzinak, rast peşrevleri; hüseyni, suzinak, rast saz semaileri ile birlikte bazı şarkıları meşhurdur.
Sağlığı bozulduktan sonra Tatyos Efendi, Ahmet Rasim gibi birkaç dostunun dışında yalnız kaldı. Ölüm kaydı kilise defterine Türk müziğinde önemli bir sanatçı olmasına rağmen "Çalgıcı" olarak kaydedilmiştir. Sanatçının cenazesi Ahmet Rasim Bey'le beraber on-onbeş kişi tarafından kaldırılmış ve Kadıköy Uzunçayır Ermeni mezarlığına gömülmüştür.
Yakın dostu Ahmet Rasim Bey, sözlerini de kendisinin yazdığı uşak makamındaki:
Gamzedeyim deva bulmam Garibim bir yuva kurmam Kaderimdir hep çektiğim Ağlarım hiç reha bulmam
güfteli eseri için "onun ömrünün hasılasıdır" demiştir.
Tatyos Efendi'nin, çatık kaşlı, pos bıyıklı, kısa boylu, tıknaz yapılı, kalender yaradılışlı, hafif şehla gözlü bir kişi olduğu söylenir.
Türk Musiki repartuvarında, sekiz peşrev, altı saz semaisi, bir beste denemesi, muhtelif makam ve usullerden bestelediği kırk yedi şarkısı bulunmaktadır.
Atatürk'ün sevdiği şarkılardan "Mani oluyor halimi takrire hicabım" şarkısı da Tatyos Efendi'nindir.
Tatyos Efendi'nin çok bilinen 'Gamzedeyim Deva Bulmam' şarkısını Barış Manço, Müzeyyen Senar, Cansu Koç, Kubat gibi sanatçılar seslendirmiştir.

Cemal Reşit Rey, ( 25 Ekim 1904 Kudüs - 7 Ekim 1985 İstanbul ) Cumhuriyet tarihinin ilk kuşak bestecilerinden, Türk Beşleri gurubunun bir üyesi, Onuncu Yıl Marşı, Lüküs Hayat opereti gibi ünlü eserlerin yaratıcısı.
Hayat Hikayesi
Çocukluğu ve Gençliği
Babasının Kudüs mutasarrıflığı görevinde bulunduğu sırada dünyaya geldi. Müziğe küçük yaşta annesinden aldığı piyano dersleriyle başlamıştır. Daha sonraları İstanbul'a yerleşen aile İkinci Meşrutiyet'ten sonra, siyasi sebeplerden 1913 yılında Paris'e göçmek zorunda kaldı. Dönemin kültür başkentinde müzik çalışmalarını piyanist Marguerite Long'la devam ettirdi. I. Dünya Savaşı'nın başlaması üzerine ailesiyle İsviçre'ye giden Cemal Reşit, Cenevre Konservatuvarı'nda eğitimini sürdürmüş ve bestecilikte ustalık sınıfına kadar yükselmiştir. Babasının Dahiliye Nezaretine atanmasıyla anayurda dönerler ancak burada ders aldığı hocasının seviyesini aştığından 1920'de yine tek başına Paris'e dönerek Marguerite Long'la eğitimine kaldığı yerden devam ederken, Paris Konservatuvar'ında Paul Laparra ile bestecilik, Gabriel Faure ile müzik estetiği, Henri Defosse ile orkestra şefliği çalışmıştır. Cumhuriyet'in ilanından kısa bir süre önce Paris Konservatuvarı'ından mezun oldu.
1923'de 19 yaşında Türkiye'ye dönerek, Dar-ül Elhan'da henüz açılmış Klasik Batı Müziği bölümünün aynı zamanda genç Türkiye Cumhuriyeti'nde klasik batı müziğinin kurucuları arasında yer almıştır.
Olgunluk Çağları
Ankara ve İstanbul radyolarında uzun yıllar görev yapan Rey, yurtdışında birkaç konser verdi. Çoksesli Türk müziğini geniş kitlelere yaymak amacıyla, Türk halk müziği ezgilerinden yararlanarak,1933 ve (1937) yıllarında gibi çok sevilen operetler besteledi. Bunların dışında konçertoları, senfonik şiirleri ve başka orkestra yapıtları da olan Rey, meşhur Onuncu Yıl Marşı ve Lüküs Hayat'ın da bestecisidir.
Son yılları ve ölümü
1970'lerde Cemal Reşit Rey, Haldun Dormen'in sahneye koyacağı bir müzikalin siparişini alır. Erol Günaydın'ın librettosunu yazdığı Yaygara büyük başarı kazanır. Ardından Uy Balon Dünya isimli ikinci bir müzikal yapılır ama aynı başarıyı yakalayamaz. 1980'lerde Rey iyice kendi dünyasına çekilir. 1985'de Lüküs Hayat 51 yıl aradan sonra yine aynı sahnede İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenecektir. Cemal Reşit Rey, gala gecesi için özel olarak hastaneden çıkarılır ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na getirilir. Eser yıllar sonra yine büyük bir başarı kazanır. Bundan kısa bir süre sonra İstanbul'da vefat eder.
Cemal Reşit Rey sarayla yakın ilişkileri olan, son Osmanlı ailelerinden birinin oğluydu. 25 Ekim 1904'te Kudüs'te dünyaya geldi. Babası Ahmet Reşit Bey, o dönemde Kudüs'e mutasarrıf olarak atanmıştı. Cemal Reşit'in müziğe yeteneği o yıllarda ortaya çıktı. Diğer çocuklar sokakta oynarken o bulduğu bir akordiyonu çalmaya ve ondan çıkan sesleri taklit etmeye çalışıyordu. Beş yaşındayken ailecek İstanbul'a geldiler. Burada bir yandan ilkokula giderken, bir yandan da piyano çalışmaya başlar. Galatasaray Lisesi'nde okumaya başladığı yıllarda babasının politik durumu nedeniyle 1913 yılında zorunlu olarak Paris'e taşınırlar. Burada özellikle Fransa Cumhurbaşkanı Raymond Poincare aileye sahip çıkar. Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına çok az zaman vardır ve Ahmet Reşit Bey ve ailesi dünyanın kültür başkenti Paris'te yaşamaya başlarlar. Cemal Reşit Bey daha çocuk yaşlarında Mahler'i orkestra yönetirken görecek, konservatuvarda onu müdür ve ünlü besteci Gabriel Faure dinleyecektir. Faure onu dinledikten sonra ünlü pedagog Marguerite Long'a telefon açar ve "Madam size bir Türk çocuğu gönderiyorum ve hiçbir şey söylemiyorum, kendiniz göreceksiniz" der. Sonra babasına dönerek "Oğlunuz hayatta müzikten başka hiçbir şey yapamaz" diye onun müzik dehasını hemen keşfeder. Debussy'nin öğrencisi, Ravel'in en yakın dostlarından ve eserlerini en iyi yorumlayan piyanistlerden biri olan Marguerite Long, 19 yaşına kadar hiç para almadan Cemal Reşit'in eğitimi ile yakından ilgilenecektir.
Ahmet Reşit Bey ve ailesi, savaş başlayınca Paris'te uzun süre kalamazlar. Cenevre'ye yerleşirler. Cemal Reşit eğitimine burada Cenevre Konservatuvarı'nda devam ederken, normal lise eğitimini de sürdürür. Konservatuvarın ustalık sınıfına kadar yükselir ancak 1919'da babası dahiliye nazırlığına atanınca İstanbul'a gelirler. Baba oğlunu hemen İstanbul'da bir piyano öğretmenine götürür. Ancak çocuğun piyano bilgisi öğretmeninkinden fazladır. Cemal Reşit bu kez tek başına Paris'e eğitime gönderilecek, tekrar Marguerite Long'la çalışmaya başlayacaktır. Konservatuvarda Gabriel Fauret'den müzik estetiği dersleri alır. Besteci, piyanist ve orkestra şefliği üzerinde eğitim görür. Daha okul yıllarında besteleriyle ilgi çekmeye başlar.
Cemal Reşit, cumhuriyetin ilanından iki ay önce Paris Konservatuvarından mezun olur. Bu arada İstanbul Belediyesi Darülelhan'a (ilk konservatuvar) batı müziği bölümü açılmasına karar verilir ve hoca olarak genç Cemal Reşit çağrılır. Bu onun için dünyanın en büyük mutluluğudur. Henüz 19 yaşındadır, onu Avrupa'da büyük bir kariyer beklemektedir ancak hocalarının tüm engellemelerine karşın İstanbul'a döner. Belki Batı'daki büyük kariyerini bırakmıştır ama, Cemal Reşit Rey Türkiye'de klasik müziğin kuruluşuna öncülük etmiş, pek çok öğrenci yetiştirmiş ve yaşamı boyunca müzik dünyasının hep bir numarasında yaşamıştır. Türkiye'ye döndükten sonra yaşamı boyunca artık kendi ülkesinden hiç ayrılmayacak, çeşitli orkestralar kurup, bunlarla yurt içi ve dışında konserler yönetecek, dünyanın en ünlü sanatçılarını şef olarak Türkiye'de ağarlayacak, Türkiye'de bir yandan klasik müziğin yaygınlaşması için çalışırken, öte yandan yazdığı operetlerle tiyatro dünyasında unutulmayacak eserlere imza atacaktır.
Cemal Reşit Rey'in yaşamı sürekli çalışarak, üreterek geçti. Ailesiyle birlikte oturdukları Nişantaşı'nda Şair Nigar Sokak'taki konukta anne babası, ağabeyi Ekrem Reşit, kız kardeşi Semine ve eşi Semih Argeşo ile birlikte yaşıyorlardı. Semih Argeşo Cemal Bey'in kurup yönettiği İstanbul Senfoni Orkestrası'nın baş kemancısıydı. Semine Hanım da orkestrada keman çalıyordu. Konakta hem ciddi klasik müzik çalışmaları yapılıyor, hem de ağabeyi Ekrem Reşit'le birlikte müzikaller üzerine çalışıyorlardı. Cemal Bey'in müzikalleri zevk almasının ötesinde yapacağı klasik müzik çalışmalarında özellikle yurt dışı konserlerinde değerlendirmek için para kazanmaya yönelik olarak da yaptığı oluyordu. Çünkü özellikle o yıllarda Türkiye'de klasik müzik yapmak bir misyoner gibi çalışmayı gerektiriyordu. Babasının ölümü, ardından Semine Hanım ve eşinin ayrı bir eve çıkarak konaktan ayrılmaları, Ekrem Reşit Bey'in ve 1962'de annesinin ölümü ile Cemal Bey'in konak yaşamı son buldu. Koca İstanbul'da tek başına kalmıştı. Yanında ağabeyine çok iyi baktığı için aile emektarı olan Rıfkı Ergün ve ailesiyle birlikte Serencebey'de bir apartman dairesine taşınır. Orkestradan emekli olan Cemal Bey, piyano dersleri vermekte, yine evi eski dostları ve öğrencileri ile dolup taşmaktadır ama artık o eski debdebeli günler geride kalmıştır. Bir zamanlar şık giysileri ile her yerde dikkat çeken Cemal Reşit Rey üzerinde eski kıyafetleri, mütevazı evi ile onu eskiden tanıyanların içlerini acıtmaktadır. Giderek Rıfkı Ergün'ün ailesini kendi ailesi gibi görmeye başlar. Hele içlerinde sağır dilsiz olan Melek'i özel bir ihtimamla büyütür.
1970'lerde Cemal Reşit Rey, Haldun Dormen'in sahneye koyacağı bir müzikalin siparişini alır. Ağabeyinin ölümünden sonra müzikal yazmamaya karar veren Rey, Erol Günaydın'ın yazacağı metinleri müzikleyebileceğini söyleyerek herkesi şaşırtır. Erol Günaydın'la kısa süre içinde çok iyi dost olurlar ve Yaygara 70 büyük başarı kazanır. Ardından Uy Balon Dünya isimli ikinci bir müzikal yapılır ama aynı başarıyı yakalayamaz. 1980'lerde Cemal Bey iyice kendi dünyasına çekilir. 1985'de Lüküs Hayat 51 yıl aradan sonra yine aynı sahnede İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelenecektir. Cemal Bey, gala gecesi için özel olarak hastaneden çıkarılır ve Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu'na getirilir. Eser yıllar sonra yine büyük bir başarı kazanmıştır. Haldun Dormen ve Gencay Gürün onu alkışlar arasında sahneye çıkarırlar. Anlatılmaz derecede mutludur. Seyirci onu dakikalarca ayakta alkışlar. Bu onun son sahneye çıkışı olacaktır. Ertesi gün tekrar hastaneye yatırılır ve buradan ikinci çıkışında Edirnekapı'daki aile mezarlığına defnedilecektir.
Ulvi Cemal Erkin, (doğum. 14 Mart 1906 - ö. 15 Eylül 1973) , Türk klasik müzik bestecisi.
14 Mart 1906 tarihinde dünyaya geldi. Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra yetenekli gençler için açılan yarışmayı kazanarak Cezmi Rıfkı Erinç ve Ekrem Zeki Ün ile birlikte 1925'te devlet tarafından Paris Konservatuvarı'na gönderildi. Ayrıca, burada uzun yıllar Amerika'da kompozisyon öğretmenliği yapan ve ilk kadın orkestra şefi olarak da bilinen Nadia Boulanger ile "Ecole Normale Musique"'de kompozisyon çalışmıştır. 1930 senesinde Türkiye'ye geri dönerek Musiki Muallim Mektebi'nde piyano ve armoni öğretmenliğine başlamıştır.
Aynı sene Musiki Muallim Mektebi'nde öğretmen olarak göreve başladı. Aynı okulda öğretmen olan piyanist Ferhunde Remzi ile 29 Eylül 1932'de evlendi.
1943 Cumhuriyet Halk Partisi'nin açtığı beste yarışmasının büyük ödülünü Ahmet Adnan Saygun ve Hasan Ferit Alnar'la paylaştı. Ulvi Cemal Erkin bu yarışmaya Köçekçe ve Piyano Konçertosu ile katılmış ve Piyano Konçertosu ödüle layık görülmüştür. Ulvi Cemal Erkin o dönemde verdiği bir mülakatta konçerto yazma fikrini kendisine ünlü piyanist Alfred Cortot'nun verdiği söylemiştir.
Bu piyano konçertosu aynı senenin 11 Mart'ında Riyaseti Cumhur Orkestrası tarafından şef Dr. Ernst Praetorius yönetiminde ve Ferhunde Erkin'in solistliğinde seslendirilmiştir. Dönemin Almanya büyükelçisi Franz von Papen'nin girişimleri ile 8 Ekim 1943 tarihinde bombardıman altındaki Berlin'de Berlin Şehir Orkestrası tarafından seslendirilmiştir. Berlin Şehir Orkestrası'nın Fritz Zaun yönetmiş, solist yine Ferhunde Erkin olmuştur.
Ulvi Cemal Erkin, 15 Eylül 1972 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata veda etmiştir.
Ulvi Cemal Erkin, Palm Academique, Legion d'Honneur şövalye ve officiale nişanları ile ufficiale derecesinde İtalyan Cumhuriyet nişanını almıştır. 1971 senesinde devlet sanatçısı olan besteciye ölümünden sonra 1991 senesinde Sevda-Cenap And Müzik Vakfı tarafından onur altın madalyası verilmiştir. PTT de 1985 senesinde besteci adına bir pul çıkartmıştır.
Ulvi Cemal Erkin'in eserlerinden bazıları ve ilk çalınışları:
◦20. 04. 1946 1. Senfoni (bestecilerimizin senfonik alanda yazdığı ilk eser) .
◦Piyano için sonat. 15 Ocak 1948'de eşi tarafından çalınmıştır.
◦Keman konçertosu. 2 Nisan 1948'de Ulvi Cemal Erkin yönetiminde Riyaseti Cumhur Filarmoni Orkestrası eşliğinde Licco Amar tarafından Devlet Opera ve Tiyatro Binası'nın açılış töreninde çalınmıştır.
◦2. nci Senfoni. 2 Temmuz 1958'de Karl Oehring yönetiminde Münih Filarmoni Orkestrası tarafından Almanya'da seslendirildi.
◦Keloğlan bale müziği. 2 Haziran 1950. Koreografisinin Dame Ninet de Valois'nin üstlendiği, Erkin'in "5 damla piyano" eserinin orkestralaması.
◦Altı prelüd. İlk defa 20 Kasım 1949'da Gülay Uğurtan'ın resitalinde çalınmıştır.
◦7 halk türküsü:Divan, Ah Hanifem, Çamdan Sakız Akıyor, Ayın Ondördü, Maya, Türkmeni, Bülbül.
◦15. 12. 1972 Şef Hikmet Şimşek yönetiminde Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası eşliğinde, bas Ayhan Baran tarafından "Ah hanifem, Çamdan Sakız Akıyor, Ayın Ondördü ve Divan" söylenmiştir. Türkülerin tamamı gene Ayhan Baran tarafından 6 Ocak 1978'de seslendirilmiştir.
◦Konçertant Senfoni. 1966'da yazıldı. 10 Kasım 1967'de Prof. Lessing tarafından yönetildi. Piyanoda Verda Erman vardı.
◦Senfonik Bölüm (Büyük Orkestra için) 1968-1969'da yazılmıştır. 8 Ekim 1976'da Şef Perisson yönetiminde seslendirilmiştir.
1930'lu yılların başından itibaren Türkiye'nin kültürel değişim döneminde, hem eğitim hem de müzik alanında önemli roller oynayan Türk Beşleri'nden biri de Ulvi Cemal Erkin'dir. Türk makamlarına ait dizileri almış, ancak makamlara ait seyirler yerine farklı yürüyüşler ve melodik yapılar kullanarak asıl makamın önerdiğinden farklı renkler ve hisler yakalamıştır.
Alanındaki ilk ürünlerini Paris'te veren besteci, Türkiye'ye döndükten sonra da kompozisyon çalışmalarını sürdürür.
Eserleri
ŞAN VE ORKESTRA ESERLERİ
◦"Bülbül ve Ayın Ondördü", soprano ve küçük orkestra için, 1932.
◦"Yedi Halk Şarkısı", basbariton ve orkestra için, 1936 - 1939.
KORO ESERLERİ
◦"İki sesli Halk Şarkıları", (On parça) , 1936.
◦"Yedi Halk Türküsü", Karma Koro İçin, 1943.
◦"On Halk Türküsü", Karma Koro İçin, 1963.
◦"Yedi Halk Şarkısı", Şan ve Piyano için, 1936.
ORKESTRA ESERLERİ
◦"İki Dans", büyük orkestra için, 1930.
◦"Bayram", büyük orkestra için, 1934.
◦"Köçekçeler" orkestra için rapsodi, 1943.
◦"1. Senfoni", 1944 - 1946.
◦"2. Senfoni", 1948 - 1951.
◦"Senfonik Bölüm", büyük orkestra için, 1969.
◦"Senfonik Episodlar", (yarım kaldı) , 1970 - 1971.
KONÇERTOLARI
◦Piyano Konçertosu, 1942. İlk seslendirme Ferhunde Erkin.
◦Keman konçertosu, 1947.
SOLO ÇALGI VE ORKESTRA ESERLERİ
◦"Konçertino", piyano ve orkestra için, 1932.
◦"Senfoni Konçertant", piyano ve orkestra için, 1966.
ODA MÜZİKLERİ
◦"Yaylılar Dörtlüsü", 1935 - 1936.
◦"Beşli", piyano, iki keman, viyola ve viyolonsel, 1943.
◦"Sinfonietta", yaylılar için, 1951 - 1959.
PİYANO ESERLERİ
◦"Beş Damla", piyano için, çocuklar için yedi kolay parça, 1931.
◦"Duyuşlar", piyano için on bir parça, 1937.
◦"Sonat", piyano için, 1946.
◦"Altı Prelüd", piyano için, 1965 - 1967.
KEMAN VE PİYANO ESERLERİ SAHNE YAPITLARI
◦"Ninni, Improvisation ve Zeybek Türküsü", 1929 - 1932.
◦"Karagöz", çocuk oyunu için müzik, 1940.
◦"Keloğlan", bale müziği, 1950.
OPERA ÇEVİRİLERİ
◦Pietro Mascagni/Cavalleria Rusticana, (Erkin ve Fuat Turkay) .
◦Georges Bizet/Carmen, (Erkin ve Akses) .
◦Charles Gounod/Faust, (Erkin ve Akses) .
◦Giuseppe Verdi/Aida, (Erkin ve Akses) .
◦Gioacchino Rossini/Sevil Berberi, (Erkin ve Akses) .
◦Giacoma Puccini/İl Tabarro, (Erkin ve Halil Bedii Yönetken) .
◦Giuseppe Verdi/Othello, (Erkin ve Akses) .
◦Richard Strauss/Salome, (Erkin ve Saadet İkesus) .
◦Ludwig van Beethoven/Fidelio, (Erkin ve Akses) .
Babası Denizli Milletvekili Sadık Bey'dir. Babasının karşı çıkmasına rağmen 12 yaşında ud çalarak musikiye başladı. Dönemin önemli bestekârlarından ders alan Selahattin Pınar ilerki yıllarda tambur sazına geçti. "Üsküdar Musıkî Cemiyeti" adını alacak olan "Darü'l-Feyz-i Mûsıkî"nin kurucuları arasında bulundu. Burada Telgrafçı Ata Bey, Udî Sami Bey, Tanburî Cemil Bey'in öğrencilerinden Kadıköylü Fuad Bey gibi kimselerle ciddi çalışmalar yapılırdı. Üsküdar Mûsıkî Cemiyeti olduktan sonra bu çalışmalara Necati Tokyay, Emin Ongan, Şükrü Tunar, Hâfız Burhan ve daha nice isim yapmış ve yapacak olan sanatkârlar katılmıştı. Bestenigâr Ziya Bey, Mızıkalı Celâl Bey, Udî Sami Bey, Hanende Hüsameddin Bey, Kâzım Uz ve Ali Rifat Çağatay hoca olarak görev yapıyordu. Selâhaddin Pınar bütün bu hocaların çeşitli yönlerinden yararlandı. 1919 yılında Tanbur çalmağa yöneldi. Udî Selâhaddin Bey'likten ayrılmış, tanburî Selâhaddin Pınar olmuştu. Aynı zamanda kendine özgü bir uslûp ve boğuk sesi ile okurdu. Bestekârlığa on sekiz yaşlarında başladı. İlk eseri sözleri adliyeci Senihî'nin olan Kürdilihicazkâr makamından ve aksak usülünde bestelediği "Mülkün ne yaman şule-i ikbâli karardı" güfteli şarkısıdır. En çok bu makamı sevdiğini her fırsatta dile getirdiğini yakınları bilirlerdi. Yıllar ilerledikçe mûsıkî repertuvarımıza birbirinden güzel şarkılar hediye etti. Çok temiz giyinen, zarif, efendi, güzel ve esprili konuşan Selâhaddin Pınar gerek mûsıkî çevreleri nde, gerekse dostları arasında sevilen, sayılan bir kimseydi. Daha sonra ilk Türk ve Müslüman kadın tiyatrocu Afife Jale ile evlendi. Bu evliliğin Selahattin Pınar`ın sanat hayatına etkisini büyük oldu. Bu dönemde ve boşandıktan sonra bestelediği parçalar genelde karşılıksız ve ümitsiz aşkları, ayrılık acılarını içerdi.
Afife Jale`den sonra ölene dek Seyyare Affet Pınar ile evliydi. Alkol bağımlısı olduğu sanılan, asabi fakat içe dönük bir karaktere sahip Selahattin Pınar 6 Şubat 1960'da Todori'nin lokantasında, yanında söz yazarı Selim Aru olduğu halde, yemek yemek üzereyken yine bir kalp krizi sonucu öldü.
Sabiha Gökçen`in anlattığına göre bestelediği Gel Gitme Kadın şarkısı Mustafa Kemal Atatürk`ün en sevdiği şarkılar arasında yer alır.
Atatürk`ün karşısında da tambur çalan Selahattin Pınar`ın bestelediği eserleri Zeki Müren, Sabite Tur Gülerman gibi birçok önemli sanatçı okudu. 100`e yakın bestesi olduğu sanılmaktadır. Bunlardan, "Nereden sevdim o zalim kadını" ve "Anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek" isimli şarkılarını Afife Jale için bestelediği söylenir. En çok bilinen bestelerine aşağıdaki eserler örnek sayılabilir:
Anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek( Hicaz) - Söz : Mustafa Nâfiz Irmak
Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar (Hisarbuselik) - Söz: Baki Süha Edipoğlu
Bir bahar akşamı rastladım size (Hicaz) - Söz : Fuat Edip Baksı
Gel gitme kadın ruhumu hicranına yakma( Kürdilihicazkâr) - Söz : Celadet Barbarosoğlu
Hala yaşıyor kalbimin en gizli yerinde (Nihavend) - Söz: Zekai Cankardeş
Nereden sevdim o zalim kadını (Kürdîli Hicâzkâr) - Söz : Yusuf Ziya Ortaç
Bakışı Çağırır Beni Uzaktan (Muhayyerkürdi) Söz: - Fuat Edip Baskı
Kalbim yine üzgün seni andım da derinden (Bayâtî) - Söz: Yahya Kemâl Beyatlı
Melahat Pars ( 1918)
İstanbul Fatih semtinde 1918 yılında dünyaya gelmiştir. Babası İsmail Hakkı Bey, annesi Zehra Hanım’dır. İlkokul çağlarında müziğe olan ilgisini fark eden ailesi tarafından kanuni Mustafa Bey’den iki yıl nota ve usul dersleri aldırılmıştır. Sonradan Darutta'lim-i Musiki’ye devam ederek, udi Fahri Kopuz'dan ud ve makam dersleri almıştır. 1944 yılında Ankara Radyosu'nun açtığı sınavda başarı göstererek, solist olarak çalışmıştır. 1948 yılında hüzzam makamında aşağıdaki eseri bestelemiştir:
Avare gönül yine sensiz hicrana daldı
Bilmem ki neden o siyah gözlere kandı
Hasta kalbim yaşamaktan bıktı, usandı
Bilmem ki neden o siyah gözlere kandı

15 Ağustos 1948 yılında Hatay/Antakya'nın Yayladağı Yoncakaya köyünde dünyaya geldim. Üç'ü kız üç'ü erkek; Altı kardeşten dördüncüsüyüm. Rahmetli annem ev hanımı, rahmetli babam ise inşaat ustasıydı. Maddi olanaksızlıktan ben ve bütün kardeşlerime ancak ilkokulu okutabildiler.
Annemin ve babamın rızalarını alarak 1962 yılında henüz 14 yaşındayken sırasıyla Antakya'da, Adana'da, Ankara'da muhtelif yerlerde çalıştım. Tek hedefim şarkıcı olmaktı. Köyden ayrılırken annemin ve babamın sözleri şöyleydi: "Oğlum bizim ve senin başını öne eğecek bir kusur işlersen kahrımızdan ölürüz."
Ben onların vermiş olduğu terbiye ile yola çıktım ve 1963 yılında İstanbul'a geldim. İstanbul'da muhtelif yerlerde çalıştım. Kazandığım para azdı ama ben yemedim, giymedim annemi ve babamı yedirdim ve giydirdim. 1964 yılında Doğubank iş hanında Plakçıda çalıştım. Notayı hiç bir müzik hocasından ders almadan, kitapların yardımı ile kendi kendime öğrendim.Aynı yıl Merhum Bestekar İrfan Özbakır'ın iki eseri ile bir 45'lik Plak yaptım. (Bana Yalvarma Artık) ve Cavit Deringöl, Zeynettin Maraş, Orhan Gencebay, Abdullah Nail Bayşu ve birçok Besteciyle çalıştım.
1965/1966 yılında ''Sabır Taşı'' 45'liğinle üne kavuştum. Henüz o yıllarda Long Play yoktu. Bestecilik hayatım 1967/1968 yıllarında başlamıştı. "Sen Mevsimler Gibisin'' isimli eserimle "Altın Kelebek Yılın Şarkısı" ödülünü aldım.
Bu güne kadar 15 adet 45'lik Plak, 8 adet Long Play, 10 adet Kaset ve CD yaptım. 300'ün üzerinde bestem var. Ben ve bir çok sanatçı tarafından bu besteler seslendirildi. 300 eserimin hemen hemen 150'si hit oldu. Bunların bazıları şunlardır; "Sen Mevsimler Gibisin, Gitme Sana Muhtacım, Senin Olmaya Geldim, Tanrım, Boş Vere Boş Vere, Eskimeyen Dost, Gözler Kalbin Aynasıdır, Seninle Başım Dertte, Benim En İyi Dostum İçkim ve Sigaram, Tapılacak Kadınsın, Özledim Herşeyini, Seni Sevmediğim Yalan, Namerd Olayım, Hesabım Var, Hey Hey Bakar mısın? vs.''
1985 yılında evlendim. İki oğlum ve bir kızım var. 2000 yılında 2000'e Merhaba Albümümden sonra 2004 yılında "İyi ki Varsın'' albümüyle yine sizlerleyim. ''İyi ki Varsın'' video klibimi, büyük oğlum "Lider Şahin" ve hayat arkadaşım "Didem Şahin" ile paylaştım.
Ben varsam sizlerin sevgisiyle varım.. Daha nice şarkılar ve albümlerle beraber sizlerle buluşmak üzere..
Sevgilerimle,
Selami Şahin.